1. PUSULANIN GÖSTERDİĞİ YER
Güneşli bir sabahtı.
Emin, sarı macera çantasını hazırlarken en sevdiği eşyasını eline aldı: pirinç renkli macera pusulası.
Normalde pusulanın kırmızı ibresi kuzeyi gösterirdi.
Ama o sabah bir tuhaflık vardı.
İbre önce kuzeye döndü.
Sonra doğuya…
Birden hızla dönmeye başladı.
Fır fır fır!
Emin şaşkınlıkla pusulaya baktı.
“Sanırım pusulamın başı dönüyor!”
Tam o sırada Kaşif Aysima geldi. Mor kapüşonlu macera montunu giymiş, mercan renkli sırt çantasını takmıştı. Elinde büyüteci, çantasında ise bitki desenli keşif defteri vardı.
“Bir pusulanın başı dönmez Emin,” dedi gülerek. “Ama bize bir şey anlatmaya çalışıyor olabilir.”
Pusulanın ibresi birden durdu.
İlerideki tepelerin arkasını gösteriyordu.
Emin heyecanlandı.
“Macera bizi çağırıyor!”
Aysima hemen keşif defterini çıkardı.
“Önce ne gördüğümüzü kaydedelim.”
Defterine şöyle yazdı:
“Birinci gözlem: Pusula kuzeyi göstermiyor. İbre, tepelerin arkasındaki bilinmeyen bir yeri gösteriyor.”
Emin çoktan yürümeye başlamıştı.
“Hadi Aysima!”
Aysima gülümsedi.
“İkinci gözlem: Emin yine düşünmeden koşmaya başladı.”
Emin durdu.
“Onu yazmasan olmaz mıydı?”
“Bilimsel gözlemde gördüğümüz şeyi yazmalıyız!”
İkisi de gülmeye başladı.
Çok geçmeden tepeleri aştılar.
Karşılarında daha önce hiç görmedikleri yemyeşil bir orman vardı.
Ama ormanda garip bir şey oluyordu.
Bazı ağaçların yaprakları yemyeşilken bazıları griye dönmüştü.
Çiçeklerin bir kısmı renklerini kaybetmişti.
Emin’in gülümsemesi kayboldu.
“Burada bir sorun var.”
2. KONUŞAN SİNCAP
Emin ve Aysima ormana girdiler.
Pusulanın ibresi hâlâ ileriyi gösteriyordu.
Bir süre sonra çalılıkların arasından bir ses geldi.
“Hey! Sarı çantalı çocuk!”
Emin durdu.
“Sen de duydun mu?”
Aysima başını salladı.
“Duydum.”
“Peki kim konuştu?”
“Ben!”
Bir sincap ağaçtan aşağı indi.
Emin’in gözleri büyüdü.
“Sen… konuşabiliyor musun?”
Sincap ellerini beline koydu.
“Elbette konuşabiliyorum. Asıl şaşırtıcı olan, sizin sincapça bilmemeniz!”
Aysima gülmemek için ağzını kapattı.
Sincabın adı Fındık’tı.
Fındık onlara ormanda neler olduğunu anlattı.
Ormanın tam ortasında, bütün canlıların koruduğu Pusula Taşı adında özel bir taş vardı. Bu taş ormana sihirli bir boya vermiyordu. Onun görevi, ormandaki yaşamın uyumunu korumaktı.
Fakat birkaç gün önce Pusula Taşı yerinden kaybolmuştu.
O günden beri çiçekler soluyor, yapraklar renklerini kaybediyor ve bazı dereler eskisi kadar güçlü akmıyordu.
Aysima düşündü.
“Bir ormanda gerçekten de her şey birbirine bağlıdır. Bitkiler suya ve toprağa ihtiyaç duyar. Bazı hayvanlar bitkilerin tohumlarını başka yerlere taşır. Arılar çiçeklerin çoğalmasına yardım eder. Ağaçlar da birçok canlıya yuva olur.”
Fındık başını salladı.
“İşte bizim ormanın sırrı da bu! Burada kimse tek başına yaşamaz.”
Emin pusulasını kaldırdı.
“O zaman Pusula Taşı’nı bulacağız.”
Fındık kuyruğunu salladı.
“Önce Bilge Baykuş’u bulmalısınız. O, ormanın en eski ağacında yaşar.”
Pusulanın ibresi aniden sola döndü.
Emin gülümsedi.
“Sanırım yolu biliyor.”
3. BİLGE BAYKUŞUN BİLMECESİ
Ormanın en büyük ağacına ulaştıklarında yukarıdan kalın ama sıcak bir ses duyuldu.
“Hoş geldiniz, küçük kâşifler.”
Kocaman gözlü bir baykuş, ağacın dalında oturuyordu.
Bilge Baykuş kanatlarını hafifçe açtı.
“Pusula Taşı’nı aradığınızı biliyorum.”
Emin şaşırdı.
“Nereden biliyorsunuz?”
Baykuş gözlerini kırpıştırdı.
“Bilge baykuş olmanın bazı avantajları var.”
Sonra önlerindeki üç patikayı gösterdi.
“Taşı bulmak için üç işareti keşfetmelisiniz. Fakat unutmayın: Orman, hızlı koşanı değil, dikkatle bakıp doğru düşüneni ödüllendirir.”
Emin, Aysima’ya baktı.
Aysima gülümsedi.
“Bu son kısmı özellikle sana söyledi galiba.”
Baykuş ilk bilmecesini sordu:
“Dalımdan düşerim,
Toprakta beklerim,
Küçücük görünürüm,
Ama yıllar sonra gökyüzüne yükselirim.
Ben neyim?”
Emin hemen cevap verdi:
“Taş!”
Aysima başını iki yana salladı.
“Taş büyüyüp gökyüzüne yükselmez.”
Büyütecini çıkarıp yerdeki yaprakları incelemeye başladı.
Bir meşe palamudu buldu.
“Tohum!”
Bilge Baykuş kanatlarını çırptı.
“Doğru.”
İlk görevleri, ormandaki eski meşe ağacının dibinde saklı olan işareti bulmaktı.
Ağaca vardıklarında Emin pusulasını kullandı.
İbre ağacın sağ tarafını gösteriyordu.
Emin hemen koştu.
“Burada!”
Ama hiçbir şey yoktu.
Aysima diz çöktü ve büyüteciyle toprağı inceledi.
“Bekle. Şu küçük izlere bak.”
Toprağın üzerinde minik sincap ayak izleri vardı.
İzler, kuru yaprakların altına gidiyordu.
Yaprakları kaldırdıklarında küçük, ahşap bir sembol buldular.
Üzerinde bir yaprak resmi vardı.
Birinci ipucu bulunmuştu.
4. DERENİN KAYIP SESİ
İkinci ipucunu bulmaları için bir dereye ulaşmaları gerekiyordu.
Fakat dere neredeyse hiç akmıyordu.
Bir kayanın üzerinde oturan yeşil bir kurbağa üzgün görünüyordu.
“Eskiden burada şıpır şıpır su sesi olurdu,” dedi kurbağa. “Şimdi derenin şarkısı kayboldu.”
Emin derenin yukarısına baktı.
“Belki suyun önünü bir şey kapatmıştır.”
İkisi dereyi takip etmeye başladı.
Bir süre sonra büyük dalların, yaprakların ve taşların suyun önünde biriktiğini gördüler.
Emin hemen dalları çekmeye başladı.
“Bunları kaldırırsak su tekrar akar!”
Aysima onu durdurdu.
“Bir dakika. Hepsini kaldırmayalım.”
“Neden?”
Aysima büyüteciyle yığının kenarını gösterdi.
Küçük su böcekleri ve birkaç kurbağa yavrusu burada saklanıyordu.
“Burası bazı canlıların yuvası olmuş.”
Emin düşündü.
“Yani suyu açarken onların yuvasını da bozmamalıyız.”
Birlikte küçük bir su yolu oluşturdular. Büyük dalı tamamen kaldırmak yerine biraz çevirdiler. Böylece su yeniden akmaya başladı ama küçük canlıların saklandığı bölüm yerinde kaldı.
Şıpır…
Şıpır…
Şırıl şırıl!
Kurbağa sevinçle suya atladı.
“Derenin şarkısı geri geldi!”
Suyun altında parlayan küçük bir sembol belirdi.
Emin kolunu uzattı ve sembolü aldı.
Üzerinde mavi bir su damlası vardı.
İkinci ipucunu da bulmuşlardı.
Aysima keşif defterine yazdı:
“Doğaya yardım etmek bazen her şeyi değiştirmek değil, dengeyi koruyarak doğru küçük değişikliği yapmaktır.”
Emin başını salladı.
“Bunu ben de yazacaktım.”
Aysima kaşını kaldırdı.
“Gerçekten mi?”
“Şey… buna benzer bir şey yazacaktım.”
5. ARILARIN GÖSTERDİĞİ YOL
Üçüncü görev için ormanın çiçeklerle dolu bölümüne gittiler.
Fakat buradaki çiçeklerin çoğu solgundu.
Bir arı Emin’in başının çevresinde dönmeye başladı.
Vızzz!
Emin eğildi.
“Beni sokmayacaksın, değil mi?”
Arı havada durdu.
“Sen çiçek misin?”
“Hayır.”
“O zaman neden seni sokmakla uğraşayım?”
Aysima kahkahayı bastı.
Arının adı Bal’dı.
Bal, arkadaşlarının renklerini kaybeden çiçekler arasında yollarını bulmakta zorlandığını söyledi.
Aysima hemen çevreyi incelemeye başladı.
Büyüteciyle bazı çiçeklerin üzerinde sarı polenleri fark etti.
“Arılar çiçekten çiçeğe giderken polen taşır. Bu, birçok bitkinin çoğalmasına yardım eder.”
Emin etrafa baktı.
“Yani küçücük bir arı bile koca ormana yardım ediyor.”
“Kesinlikle,” dedi Aysima. “Doğada küçük görünen canlıların bile önemli görevleri olabilir.”
Pusula tekrar hareket etti.
İbre, solmuş çiçeklerin arasındaki dar bir yolu gösteriyordu.
Fakat yol birkaç noktada ayrılıyordu.
Emin pusulayla ana yönü belirledi.
Aysima ise büyüteciyle çiçeklerin üzerindeki polen izlerini takip etti.
“Pusula bu tarafı gösteriyor.”
“Polenler de şuradan devam ediyor.”
İki bilgiyi birleştirdiler.
Sonunda büyük bir kayanın önüne ulaştılar.
Kayanın üzerinde üçüncü sembol vardı:
Küçük bir arı.
Üç ipucunu yan yana koyduklarında semboller parladı.
Yaprak.
Su damlası.
Arı.
Aysima heyecanla keşif defterini açtı.
“Bunlar bize bir şey anlatıyor!”
Emin de fark etmişti.
“Bitkiler, su ve hayvanlar…”
“Birbirine bağlı!” dediler aynı anda.
6. PUSULA TAŞI
Üç sembol birleştiğinde kayanın üzerinde ince, altın renkli bir çizgi belirdi.
Çizgi ormanın derinliklerine doğru uzanıyordu.
Emin pusulasını çıkardı.
İbre aynı yönü gösteriyordu.
“Bu kez doğru yerde olduğumuzdan eminim.”
Aysima büyüteciyle yerdeki izlere baktı.
“Ve burada sürüklenmiş ağır bir şeyin izi var.”
İzi takip ederek dev bir ağacın köklerine ulaştılar.
Köklerin arasında büyük, yuvarlak ve soluk renkli bir taş duruyordu.
Emin sevinçle bağırdı:
“Pusula Taşı!”
Taş çalınmamıştı.
Şiddetli yağmurdan sonra yumuşayan toprak nedeniyle yuvasından çıkmış, yokuştan aşağı yuvarlanarak ağacın kökleri arasında kalmıştı.
Emin taşı kaldırmaya çalıştı.
“Biraz… ağırmış!”
Aysima da yardım etti.
Ama taş hareket etmedi.
Tam o sırada Fındık geldi.
Ardından kurbağa…
Sonra Bal ve diğer arılar…
Tavşanlar, kirpiler ve kuşlar da onların çevresinde toplandı.
Emin gülümsedi.
“Sanırım bu görev iki kişilik değilmiş.”
Aysima başını salladı.
“Bütün ormanlık bir görevmiş!”
Kuşlar yukarıdan doğru yolu gösterdi.
Sincaplar küçük dalları temizledi.
Emin ve Aysima taşı birlikte yuvarladı.
Kurbağalar derenin yanındaki güvenli geçidi gösterdi.
Herkes küçük bir şey yaptı.
Sonunda Pusula Taşı eski yuvasına ulaştı.
Emin pusulasıyla taşın doğru yönünü belirledi.
Aysima ise üzerindeki küçücük yaprak işaretini büyüteciyle fark etti.
“Emin! Taşı biraz sola çevirmeliyiz. İşaret buradaki sembolle aynı hizaya gelmeli.”
Emin taşı çevirdi.
Klik!
Bir anda taşın ortasında yeşil bir ışık belirdi.
Işık önce ağacın köklerine…
Sonra toprağa…
Derelere…
Çiçeklere…
Ve bütün ormana yayıldı.
Solmuş yapraklar yeniden yemyeşil oldu.
Çiçekler sarı, kırmızı, mor ve mavi renklerine kavuştu.
Dere güneşin altında parladı.
Kuşlar şarkı söylemeye başladı.
Emin hayranlıkla çevresine baktı.
“Başardık!”
Aysima gülümsedi.
“Birlikte başardık.”
Bilge Baykuş yukarıdaki bir dala kondu.
“Şimdi ormanın gerçek sırrını biliyorsunuz.”
Emin cevap verdi:
“Hiçbir canlı tek başına değil.”
Aysima devam etti:
“Su, toprak, bitkiler, böcekler, hayvanlar… Hepsinin birbirine ihtiyacı var.”
Bilge Baykuş başını salladı.
“Ve bazen en büyük sorunları çözmek için en küçük yardımlar bile önemlidir.”
7. MAVİ DALGALI TAŞ
Akşam yaklaşırken Emin ve Aysima eve dönmeye hazırlandı.
Fındık onlara birkaç meşe palamudu verdi.
Kurbağa neşeyle el salladı.
Bal ise Emin’in çevresinde son bir tur attı.
“Bir dahaki gelişinde çiçek gibi giyinme!”
Emin turuncu tişörtüne baktı.
“Bence hiç benzemiyorum!”
Herkes güldü.
Bilge Baykuş son kez yanlarına geldi.
Pençesinde küçük, pürüzsüz bir taş taşıyordu.
Taş açık mavi renkteydi ve üzerinde dalgaya benzeyen gizemli bir işaret vardı.
“Bu sizin için.”
Aysima taşı dikkatlice aldı.
“Bu işaret ne anlama geliyor?”
Baykuş gözlerini kırpıştırdı.
“Her keşfin cevabını hemen öğrenmek zorunda değilsiniz.”
Emin taşı pusulasının yanına yaklaştırdı.
Birden pusulanın ibresi titredi.
Fır…
Fır…
Sonra uzaklardaki denizin bulunduğu yönü gösterdi.
Emin ile Aysima birbirlerine baktılar.
Aysima hemen keşif defterine son notunu yazdı:
“Gizemli Orman keşfi tamamlandı. Yeni ipucu: Üzerinde mavi dalga bulunan taş. Pusula denizi gösteriyor.”
Emin sarı macera çantasını sırtına taktı.
“Sanırım sıradaki maceramız biraz ıslak olacak.”
Aysima güldü.
“Önce yüzme gözlüklerimizi hazırlasak iyi olur.”
Ormandan ayrılırken arkalarındaki ağaçlar yeniden capcanlıydı.
Emin o gün önemli bir şey öğrenmişti.
Cesur olmak maceraya başlamasını sağlamıştı.
Ama doğru yolu bulmak için Aysima’nın dikkatine ve ormandaki dostlarının yardımına ihtiyacı olmuştu.
Aysima da her ipucunu tek başına çözmek zorunda olmadığını anlamıştı. Bazen Emin’in cesareti, bazen bir sincabın izi, bazen küçücük bir arının yardımı gerekliydi.
Çünkü doğada olduğu gibi gerçek bir macerada da herkesin yapabileceği farklı bir şey vardı.
Ve farklı güçler bir araya geldiğinde…
Kocaman sorunlar bile çözülebilirdi.
Emin son kez pusulasına baktı.
İbre hâlâ denizi gösteriyordu.
Sarı çantasının içindeki mavi taş ise belli belirsiz parlıyordu.
Yeni bir macera onları bekliyordu.